Ellerimde toprak

bakışlarım lal

delicesine koştuğum sokaklarda

yorulmak bilmez kaçkın edasıyla yaşıyorum

paslı çivilerle duvarlara

heceleyerek yazdığım umutlarım

geleceğimi ve gideceğimi belli ediyordu

her gün biraz daha eksiliyor kayboluyordum

gidenler gelmeyenler dünyasında

kendi rolüme ısınmaya çalışıyordum

konuşmayı unutmamak için

her gün küfrettiğim sokaklar

ağzımdan çıkan her kelimeye sahip çıkıyor

her sevişmede duygularım rehin alınıyor

gasp ediliyordu

geride karabasan geceler kalıyordu

bir de söylediğim kırık dökük şarkılar

nesnelerin dünyasında

sevgilime sokak çiçekleri sunuyordum

sevgi yarım kalıyor

gözlerim kapanıyor

ya ben açmak istemiyordum

ya da o görmek istemiyordu

yaşananlar bir masal olmalıydı

bir rüya

gözlerimi açtığımda

bana ait olmayan şeyleri görmekten

korkuyordum

masal gibi yaşıyordum hayatı

genç sevdalar çalıyordu kapımı

günün belli saatlerinde

yemek sonraları atıştırdığım

aşk hikayeleri yaşıyordum

senaryosu tamamen doğaçlama olan

bu metinsiz hayatın

tek kişilik komedisiydim

“ruhuma sarılanlar ağlıyordu”